YŁksel Melemez
  Was İst İslam?
 
Bu sayfada Bir kuruma gelen ilginc sorular ve cevaplarini bulacaksiniz. Bu sayfa iceriginde YURT DISINDA YASAYAN GURBETCILERIMIZIN SORUNLARINA AGIRLIK VERILMISTIR
22 Augustos 2007 - Emeklilik Primi İadesi İçin Kesin Dönüş Şart
 
SORU :
Starnberg´den Z.S.: Eşim 53 yaşında ve 34 senedir Almanya`da çalışıyor. Buradan emekli olmak istiyor. Almanya`dan kesin dönüş yapmak istemiyoruz. Ancak ben eşim gibi buradan emekli olmak istemiyorum. 65 yaşını doldurunca emeklilik primlerimi almak istiyorum. Bu durumda Türkiye´ye kesin dönüş yapmak gerekiyor mu?. Almanyadan emeklilik primlerimi alabilirsem buradaki banka hesabıma gönderilir mi, yoksa Türkiye´ye gönderip oradan mı almalıyım ?
CEVAP:
Okuyucumuz Almanya´da Türk işcilerine kesin dönüşte tanınan emeklilik sigortasına ödenen işci primlerinin geri alınmasını kasdediyor. Bilindiği gibi hem işverenden hem de çalışan işciden emeklilik primleri kesilmektedir. Türkiye ve Federal Almanya arasındaki Sosyal Güvenlik Sözleşmesine göre Türk vatandaşları işci veya bağımlı çalışan olarak kendi ödedikleri primleri Türkiye´ye kesin dönüş yapmak koşuluyla iki yıl bekledikten sonra alabiliyorlar. Burada önemli koşul okuyucumuzun kesin dönüşünü belgelemesidir. Bu da şehir idaresinde, yabancılar dairesinde kaydının silinmesi (Abmeldung) ile mümkündür. Bu kayıt silinme olmadan kesin dönüş belgelenmiş sayılmaz. Bundan sonra okuyucumuzun iki yıl hiç bir yerde sigortalı olarak çalışmamış olması gerekir. Emeklilik primlerini istemesi için okuyucumuzun 65 yaşını beklemesine gerek yok. Alman emeklilik kasası (LVA ) prim iadesini okuyucumuzun istediği banka hesabına gönderebilir, bu hesap Almanya´da da Türkiye´de olabilir. Not: Biz emeklilik primlerini alıp, kesin dönüş yapmasını kimseye tavsiye etmiyoruz. Çünkü bir yandan sigorta ödenen paraların yanlız yarısını vermekte, işveren payı ödenmemekte. Ayrıca özellikle, yaşlılık döneminde önemi artan hastalık sigortası imkanı da böylece prensip olarak sona ermekte.
 
SORU
4 ailenin oturduğu bir evde hepimiz kiracı olarak oturmaktayız, evdeki tek Türk aile biziz, diğer aileler Alman ve çocuksuz. Bizim 4 çocuğumuz var, 2, 6, 9 , 13 yaşlarında. Haliyle çocukların ara sıra arkadaşları geliyor, evde oynuyorlar, tabiatıyla bazen biraz gürültü oluyor, alt kattaki komşumuz hem kendi çocuklarımızın hem de misafir çocukların çok gürültü yaptıklarını iddia ederek, mahkemeye gidip, bize misafir çocuk gelmesini önleyeceğini söylüyor, buna hakkı var mı ?
CEVAP
Okuyucumuzun içi rahat olsun, komşularının buna hakkı yok. Çocukların gürültü yapması, bağırıp çağırması, ağlaması, oynaması normal bir sosyal olay olup, buna herkezin katlanması gerekir. Okuyuycumuzun kira sözleşmesinin bir eki olan ev düzeni kurallarında, Almanca deyimiyle „Hausordnung“ da genellikle saat 22.00´den sonra gürültü yapılmamasına dikkat edilmesi yazılıdır. Bu nedenle saat 22.00´den sonra aşırı bir gürültü olmadığı sürece bir sorun görmüyoruz. 2 veya 6 yaşındaki, hatta 9 yaşındaki bir çocuğun ağlamasından, zaman zaman bağırmasından doğal bir şey olamaz, misafir çocuklar da eve gelebilir. Evde misafir çocuklarla oynama, birlikte vakit geçirme konutun kullanımı içersindedir ve okuyucumuz bunun için kira ödemektedir.
Hohenheim´dan T.Y.: Duyduğuma göre artık Almanya´ya yüklü para getirirken gümrüğe bildirmek gerekiyormuş, bu doğru mu? Nelere dikkat etmek gerekiyor?

Değerli okuyucumuzun yönelttiği soru bütün okuyucularımızı yakından ilgilendiriyor. Avrupa Birliği Komisyonu aldığı bir kararla 15 Haziran 2007 tarihinden itibaren bütün AB ülkelerinde, AB üyesi ve AB üyesi olmayan ülkelerden giriş ve çıkışlarda 10.000,00 Avro´nun üzerinde nakit paranın bildirimini yürürlüğe koydu. Bu bildirim sadece nakit parayı değil elmas, altın, gümüş gibi değerli taş ve madenleri, hisse senetlerini, devlet tahvilleri gibi değerli kağıtları da kapsıyor. AB bu bildirim yükümlülüğüyle yasa dışı işlerin, kara para aklanmasının, terörizmin önüne geçmeye çalışıyor. Ayrıca paranın kaynağınında bildirilmesi istenmekte. 10.000,00 Avro´nun üzerinde nakit parası olan, veya diğer bildirime tabi şeyi yanında taşıyan kişinin, girişte ve çıkışta bir form doldururak gümrüğe yazılı bildirimde bulunması zorunlu. Bu bildirime aykırılık halinde para cezası verilebiliyor. Ayrıca bu paranın kara para olup olmadığı araştırması yapılıyor.AB ülkeleri arasında bu formlardaki bilgilerin paylaşılacağı ve işbirliği yapılacağı düşünülmektedir. Eskiden Almanya´da böyle bir zorunluluk olmayıp ancak görevli gümrük memurunun sorusu üzerine 15.000,00 Avro`nun üzerindeki para taşınması halinde bunu deklare etme yükümlülüğü vardı.
 
SORU:
Kaiserslautern´den T. K.: Ben ve eşim beraberce 2001´de Ankara´da yaşlılık günlerimiz için ucuz bir daire almıştık. Daireyi kesin dönüş yapmayı düşündüğümüz için kiraya vermedik, boş duruyor. Ekonomik güçlükler ve fabrikamızın kapanması nedeniyle 2003´de sosyal yardım almaya başladık, hala Hartz IV denilen sosyal yardımı alıyoruz. Sosyal Yardım Dairesi´ne daireyi bildirmemiştik. Sosyal Yardım Dairesi durumu öğrenirse, bizim paramızı keserler mi ?
CEVAP:
Değerli okuyucumuzun ve eşinin sosyal yardım alması halinde sahip olduğu servetini beyan etmesi gerekiyordu. Sosyal yardıma hak edebilmek için kişiden önce kendi servetinin ciddi bir bölümünü harcaması istenir. Sosyal yardımları düzenleyen Sosyal Güvenlik Yasasının 2. Bölümünde 12.md. de nelerin servet kapsamına girmediği düzenlenmiştir. Burada uygun büyüklükte bizzat sosyal yardım alanın oturduğu ev veya bu tür bir daire servet olarak görülmemektedir. Oturmadığı bir daire servet olarak değerlendirilir.Muafiyet sınırlarını aşan miktarın sosyal yardım verilmeden önce harcanması istenir. Muafiyet sınırları yaşa göre değişir. Prensip olarak eş ve yıl başına 200 Avro hesaplanır. Bulunan miktar eş başına 13.000 Avroyu geçemez. Okuyucumuzun ve eşinin yaşını bilmediğimiz için miktarı hesaplayamıyoruz. Örneğin eşi ve kendisi 55 yaşındaysalar, prensip olarak eş başına 11.000 Avro servet olarak görülmez. Buna göre Türkiye`deki dairenin değeri tespit edilip 22.000 Avroyu aşmadıkca satılması talep edilmez. Bu muafiyet sınırı 01.01.1948`den önce doğanlar için yıl ve eş başına 520 Avro olup en fazla 33.800 Avro olarak tespit edilmiştir. Okurumuzun 1000 Avro nakit parası da olsa, diğer serveti muafiyet sınırı hesaplanmasında göz önünde tutulur, yani evin değerinin yanısıra diğer servet tutarları da dikkate alınır. Yanlış bilgilere dayanan sosyal yardım ödemeleri seneler sonra bile, faiziyle birlikte geri istenebilir. Ayrıca dolandırıcılıktan cezai soruşturma başlatılması söz konusu olabilir
SORU:
Offenbach dan C.L.: Alman vatandaşıyım. Türkiye´den borçlanma yoluyla emekli olma imkanım var mı ?
CEVAP:
Maalesef değerli okuyucumuz ve onun durumundaki eski Türk vatandaşları borçlanma yoluyla emeklilikden yararlanamamaktadır. Çünkü bu emeklilik sistemi 3201 sayılı yasaya dayanmakta ve bu yasanın adında bile açıkça „Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi“ ifadesi yeralmaktadır.Yasa sadece Türk vatandaşlarını kapsamaktadır. Okuyucumuz borçlanmadan yararlanmamasına rağmen, eğer Türkiye´de Türk vatandaşı veya Alman vatandaşı ve S.S.K´lı olarak çalışmışsa, emekli olacağı tarihde vatandaşlığına bakılmaksızın, emeklilik aylığına prim günü, çalışmaya başladığı tarih ve yaş koşulları gözönünde tutularak hak kazanabilir
SORU:
Osnabrück´den K.K.: Ben çifte vatandaşım. Almanya´da emeklilik yaşının 67´e çıkarılması biz Türkiye´den gelen göçmenleri daha da zor duruma sokmuştur. Emeklilik için ödediğim aidatımı Türkiye´ye dönersem geri alabilirmiyim ?
CEVAP:
Maalesef bu mümkün olmamaktadır. Çünkü Türkiye ve Federal Almanya arasındaki Sosyal Güvenlik Antlaşmasında sadece Türk vatandaşlarının Türkiye´ye kesin dönüş yapması halinde ödedikleri emeklilik sigortasının işci payının geriye ödenmesini düzenlenmiştir. Okuyucumuz Almanya açısından, Alman emeklilik kurumları açısından Alman vatandaşıdır. Bir Alman vatandaşının Almanya açısından Türkiye´ye kesin dönüş yapması hukuken imkansızdır. Okuyucumuz prim konusunda ısrarlıysa, Alman vatandaşlığından çıkmalıdır. Biz şahsen kendisine Alman vatandaşlığından çıkmasını ve emeklilik primlerini ödemesini tavsiye etmiyoruz
SORU:
Ben Türkiye’ye izne gittiğimde oradan Türk kahvesi yapan elektirikli bir alet aldım. Aleti alırken inceledim ama çalıştırma imkanım yoktu. Daha sonra da unutmuşum. Şimdi Almanya’ya geri döndüm. Bu aleti onartma ya da yenisiyle değiştirtme imkanım var mı? Çünkü bu ikinci kez başıma geliyor.

Okurumuz Türkiye’den kendi kullanımı için bir alet aldığından Türkiye’deki Tüketici Kanunu ile koruma altındadır. Alınan aletin çalışmaması onun ayıplı olduğunu gösterir. Gözle görülür bir ayıp olmadığından dolayı okurumuz kanunun 4. maddesi uyarınca sözleşmeden dönme yani ayıplı aleti geri vererek parasını geri alma, aleti ücretsiz tamir ettirme ya da yenisiyle değiştirme hakkına sahiptir. Ancak okurumuzun bu haklarını kullanabilmesi için aleti aldığı günden itibaren 30 gün içerisinde satıcı firmaya başvurması gerekmektedir. Eğer bu süre geçtiyse satıcının davranışlarına bakmak gerekmektedir. Şayet satıcı hile ile bozuk olan aleti okurumuza sattıysa bu durumda okurumuz 30 günlük yerine 10 yıllık bir süre içinde firmaya başvurup yukarıdaki taleplerde bulunabilir. Not: Türk Tüketici Kanunu, tüketiciye Alman Tüketici Kanunu`na nazaran daha fazla koruma sağlamaktadır. Alman Tüketici Kanunu uyarınca ayıplı malda, sözleşmeden dönme hakkı ancak ikinci kez aynı ayıbın ortaya çıkması durumunda söz konusudur. Bu şart yerine gelmedikçe yalnız malın tamiri talep edilebilir.
Soru:Karlsruhe`den C.H.: 12 senedir çalıştığım iş yerimden, çalıştığım bölüm kapandığı için çıkış aldim. İşverene gidip ona iki çocuğumun olduğunu ve bana fabrikanın başka bir bölümünde iş verebileceğini söyledim. O da bana düşüneceğini belirtti. Yaklaşık bir ay sonra işverenim bana bunun mümkün olmadığını söyledi. Avukata gittim. Dava açmakta üç haftadan fazla geciktiğim için bir hak talep edemeyeceğimi söyledi. Bu doğru mudur?

Alman İş Hukuku`na göre; iş yerinden çıkış alan bir kişinin, çıkışının eline geçmesinden itibaren üç hafta içinde çıkışın geçerli olmadığını iddia ederek dava açması gerekir. Prensip olarak, fabrikanın bir bölümü kapansa bile çalışana başka bir bölümde iş verebilme imkanı varsa bu yapılmalıdır. Bunun yanı sıra çıkışta çalışanın hizmet yılları, ailesi ve çocuğu olup olmadığı gibi unsurlar da göz önüne alınmalıdır. Bütün bunlar değerlendirildiğinde okurumuzun davasını kazanma imkanının yüksek olduğunu söyleyebilecekken, okurumuz 3 haftalık dava açma süresini kaçırmış olduğundan ötürü artık söz konusu haklarını talep edemez. Ancak işvereni okurumuzu kandırarak, onu zamanında dava açmasına engel olmak için oyaladıysa ve okurumuz bu durumu kanıtlayabilirse, okurumuz yukarıda belirtilen haklarını talep edebilir.
 
Soru.
Geçenlerde şehir dışında aracımla giderken 60 km. lik yerde 84 km. ile gidiyordum, polis radar koymuş, zannediyorum fotoğrafım çekildi. 3 yıldır Almanya´dayım ve bugüne kadar hiç trafik suçu işlemedim, arkadaşlarım ağır para cezası gelir ve puanın, belki de ehliyetin gider diyorlar. Doğru mu ?

Değerli okuyucumuzun korkmasına gerek yok. Daha önce bir trafik kabahati veya suçu işlemediğine göre ve 24 km.`lik bir hız farkı ile şehir dışında araç sürmesi nedeniyle kendisine yalnızca 40 EUR bir uyarı cezası (Bußgeld) gelir. Ayrıca Flensburg´daki trafik suçları merkezinde bir puan kayda alınır. Araç kullanma yasağı konulmaz. Genelde takometreler hızı fazla gösterdiği için, ayrıca polisin hız ölçüm aracı da hata yapabildiğinden, bir toleranz göz önüne alındığı için, büyük bir ihtimalle kendi takometresi 84 km göstermiş olsa bile, tespit edilen hız 80 km nin altındadır. Böylece şehir dışında 20 km hız farkı aşılmadığından yalnız 30 EUR ceza kesilir, Flensburgda puan işlemi yapılmaz. İlk kez bir trafik kabahati işleyenler için ehliyetin alınması, yani araç kullanma yasağı, şehir içinde en az 31 km fazla hız yapanlar, şehir dışında en az 41 km fazla hız yapanlar için geçerlidir. Bu hız sınırını geçenler bir ay araç kullanma yasağına tabi tutulur. Hız farkına göre bu yasak dahada uzun sürebilir.
 
SORU:
Rasttatt´da torunum okula gidiyor, bildiğiniz gibi orada Almanlar okullarda dilimizi yasaklama girişimi içindeler. Bunlara karşı Almanya`da bir şey yapamıyorsak, uluslararası alanda bir şeyler yapamaz mıyız ?
CEVAP:
Okuyucumuzun sorusuna öncelikle Alman Anayasası´nın 3. maddesindeki eşitlik ilkesini hatırlatarak cevap verebiliriz. Alman Anayasanın 3. maddesinin 3. fıkrası kimsenin ana dili nedeniyle ayrımcılığa tutulamayacağı ilkesini içermektedir. Bu hüküm aynı zamanda bir uluslararası hukuk standartıdır. Bu temel prensip Almanya´da azınlıkları koruyan bir kural olarak görülmektedir. Fakat Almanya biz Türkleri bir azınlık olarak görmediği için bu anayasal hükümden de yararlandırmamaktadır. Uluslararası hukuk açısından olaya baktığımızda, 1966 tarihli Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesinde azınlıkların kendi dillerinde eğitim hakkı koruma altına alınmıştır. Ayrıca 1992 tarihli Azınlıkların Ana Dillerine İlişkin Haklara Dair Deklarasyon, Avrupa İnsan Haklarının Sözleşmesi, 1995 tarihli Milli Azınlıkların Korunmasına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi, azınlıkların ana dillerinde eğitim hakkının dayanaklarıdır. Bu nedenle Türklerin öncelikle azınlık olduklarını Almanya´ya kabul ettirerek, hukuki mücadelelerini sürdürmeleri söz konusu olabilir. Ayrıca Rastattdaki Türk ailelerinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine iç hukuk yolları tüketildikten sonra başvurmaları mümkündür. Ana dilini iyi bilmeyen bir yabancının, bir çocuğun içinde yaşadıkları ülkenin dilini de iyi öğrenemeyecekleri artık CDU-CSU`lu politikacıların bir çoğunun bile kabul ettiği bir gerçek iken, Rastatt´da yaşananları çok düşündürücü bulmaktayız.
 
SORU:
Temmuz 2006´da kiralık yeni bir eve taşındık, havalar soğur soğumaz banyoda ve yatak odasının duvarlarında küf, mantar görülmeye başladı, ev sahibine haber verdim, eve gelip bakmadan „siz yeterince havalandırmıyorsunuz“ deyip kestirip attı. Halbuki ben yeterince havalandııiyorum. Küf dışında evden de memnun olduğum için çıkmak istemiyorum, ne yapabilirim ?
CEVAP:
Okuyucumuzun öncelikle banyo ve yatak odasını yeterince, her gün en az 5-10 dakika havalandırdıktan sonra, durumda herhangi bir değişiklik olmazsa, bir uzmana küf ve mantar oluşan duvarları göstermelidir. Uzman küflenmeyi yeterince havalandırmanın yapılmamasına veya yanlış yapılmasına veya inşaatda yanlış malzeme kullanılmasına, inşaatda işcilik hatasına, veya bu sebeblerden bir kaçının birarada oluşmasına bağlayabilir. Bu durumda ev sahibinin de evde tamirat yapması gerekecektir. Okuyucumuzun ev sahibinden tamiratı yapmadığı sürece kiranın indirilmesini talep etme hakkı vardır. Kira indirimi küflenme oranına bağlıdır. Özellikle yatak odasında oluşan küf ve mantar, sağlık açısından tehlike yaratması nedeniyle bu oran yüzde 20 den fazla bile tutabilir. Küflenme nedenini belirlemek için getirilecek bilirkişinin rapor masrafı oldukça yüksektir. Sizin aldığınız rapora mahkemede ev sahibi itiraz ederek yeni bir rapor alınmasını isteyebilir. Bu açıdan mahkeme öncesi talepleriniz için bir uzmandan (mimar, yada inşat ustası) kısa ve sözlü bir görüş yeterli olabilir.
 
  Bugün 1 ziyaretçi (10 klik) kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=